← Ansiklopedi Hukuk terimleri

Haksız fiil

Haksız fiil, hukuk kurallarına aykırı bir şekilde diğer bir kişinin malvarlığı veya şahıs varlığında zarar meydana gelmesine neden olan eylemdir. Bir haksız fiilden bahsedilebilmesi için zarara sebep olan fiilin…

Görüntüleme1 Yayın21.09.2026
Haksız fiil

Haksız fiil, hukuk kurallarına aykırı bir şekilde diğer bir kişinin malvarlığı veya şahıs varlığında zarar meydana gelmesine neden olan eylemdir. Bir haksız fiilden bahsedilebilmesi için zarara sebep olan fiilin öncelikle hukuka aykırı olması gerekir. Hukuka aykırı fiil maddi ya da manevi bir zarara neden olmalıdır. Zarara sebep olan kişi fiilinden dolayı kusurlu olmalı ve zararla zarara uğratan fiil arasında neden sonuç ilişkisi olarak da ifade edilebilecek bir illiyet bağı bulunmalıdır.

Bazı hallerde eylem hukuka aykırı sayılamayacağı için haksız fiilden de söz edilemez. Eylem bir kamu gücünün kullanılmasından kaynaklanıyorsa, özel hukuktan kaynaklanan bir hakkın kullanımı söz konusuysa, zarar görenin rızası varsa, bilimsel bir eleştiri yapılıyorsa, meşru müdafaa hakkı kullanılıyorsa, zorda kalma (ıztırar) hali ve kendi hakkını korumanın şartları varsa hukuka aykırılık unsuru gerçekleşmediği için haksız fiilin varlığından da söz edilemez.

Genel kavramlar

Unsurlar

Karşılaştırmalı hukukta haksız fiil hukuku, sözleşme dışı sorumluluğu düzenleyen hukuk alanı olarak tanımlanır. Bu tanıma göre sorumluluk taraflar arasındaki bir sözleşmeden bağımsız olarak doğar ve zarara yol açan kişi, zarar göreni çoğunlukla para ödeyerek tazmin etmekle yükümlü olur.

Kusura dayalı sorumlulukta mahkemelerin sorumluluğa hükmettiği davalarda üç unsur her zaman bulunur. Bunlar kusur, zarar ve bu ikisi arasındaki nedensellik bağıdır. Unsurlar birlikte aranır ve biri eksikse sorumluluk doğmaz. Üç unsur da gerçekleşmiş olsa bile davalı, zarar görenin rızası gibi bir savunmaya dayanarak sorumluluktan kurtulabilir.

Kusur, failin hukuka aykırı davranışıdır ve bir eylem ya da ihmal biçiminde ortaya çıkabilir. Alman ve Hollanda hukuku gibi bazı sistemler kusuru iki alt unsura ayırır. Nesnel kusur davranışın hukuka aykırılığını, öznel kusur ise failin bu davranış nedeniyle kınanabilirliğini ifade eder. Öznel kusur çoğu davada ayrıca incelenmez, çünkü kişinin kendi davranışından sorumlu olduğu varsayılır. Küçük çocuklar ya da araç kullanırken felç geçiren bir sürücü gibi durumlarda ise bu varsayım sorgulanır. Kural olarak failin özensiz davranmış olması yeterlidir, bazı haksız fiil türlerinde ise kast aranır.

Zarar, bir menfaatin ihlalidir. Bir aracın hasar görmesi ya da bir kişinin yaralanması maddi menfaatlerin ihlaline örnektir. Karalayıcı beyanlar ya da özel fotoğrafların yayımlanması gibi durumlarda ise maddi olmayan menfaatler zarar görür. Alman Medeni Kanunu gibi bazı düzenlemeler hangi menfaatlerin korunduğunu tek tek sayarak sorumluluğun kapsamını daraltır.

Nedensellik, zararın kusurlu davranışın sonucu olmasıdır ve iki koşuldan oluşur. Maddi nedensellik, davranış gerçekleşmeseydi zararın yine de doğup doğmayacağını sorar. Bu ölçüt Latincede conditio sine qua non, İngiliz hukukunda ise but for testi olarak bilinir. Hukuki nedensellik ise sorumluluğun kapsamını sınırlar ve failin davranışla yeterince yakın bağı olmayan sonuçlardan sorumlu tutulmasını engeller. Bu sınır İngiltere'de uzaklık, Fransa'da doğrudan ve derhâl sonuç, Almanya'da uygunluk, Amerika Birleşik Devletleri'nde ise yakın neden ölçütüyle çizilir.

Kusur sorumluluğu ve kusursuz sorumluluk

Haksız fiil hukuku sorumluluğun kişisel kusura dayanması ilkesinden hareket eder, ancak davalının kişisel kusuru bulunmadığı hâllerde de sorumluluk kabul edilebilir. Kusursuz sorumluluk ya da riske dayalı sorumluluk olarak adlandırılan bu türün örneklerinden biri, işverenin çalışanının işlediği haksız fiillerden sorumlu tutulmasıdır.

Kusur sorumluluğundan kusursuz sorumluluğa geçiş kademelidir. Başkasının davranışından ya da bir hayvandan doğan zararda zarar gören, kural olarak gözetimle yükümlü kişinin gerekli özeni göstermediğini ispatlamak zorundadır. Bu yük önce özen eksikliğine ilişkin aksi ispatlanabilir bir karineyle hafifletilebilir, ardından ispat yükü davalıya çevrilebilir. Davalının özen gösterdiğini ispatlayarak sorumluluktan kurtulma imkânı tamamen ortadan kalktığında ise gerçek anlamda kusursuz sorumluluk ortaya çıkar. Hukuk sistemleri bu ara çözümlerden farklı ölçülerde yararlandığı için iki sorumluluk türü her zaman keskin biçimde ayrılamaz.

Kusursuz sorumluluğu haklı kılmak için ileri sürülen gerekçeler arasında üçü öne çıkar. Birincisi, davalının zarara yol açan kişi ya da şey üzerinde bir tür denetimi vardır ve zararı önleyebilecek konumdadır. İkincisi, davalı riskin doğduğu faaliyetten çoğunlukla maddi ya da manevi bir yarar sağlar. Üçüncüsü ekonomiktir. Sorumluluk riski denetleyen kişiyi önlem almaya yöneltir ve faaliyetin başkalarına yüklediği maliyetleri faaliyet sahibine geri yükler.

Kusursuz sorumluluk iki temel türe ayrılır. Başkasının fiilinden sorumlulukta sorumluluk, başka bir kişinin haksız fiil işlemiş olmasına bağlıdır. Eşyadan ve tehlikeli faaliyetlerden doğan sorumlulukta ise bir hayvan ya da araç haksız fiil işleyemeyeceği için sorumluluğun hangi olaylara uzanacağı başka ölçütlerle belirlenir. Kusur unsurunun yerini bu ölçütler alsa da zarar ve nedensellik unsurları kusursuz sorumlulukta da kural olarak aranır.

Zarar türleri

Haksız fiil hukukunda ihlal, bu ihlalden doğan kayıplar ve mahkemenin hükmettiği tazminat birbirinden ayrılır. Bir trafik kazasında kazanın kendisi ihlaldir, tedavi giderleri gibi olumsuz sonuçlar zarardır, bu sonuçları karşılamak için ödenmesine karar verilen para ise tazminattır. Ayrım her durumda keskin değildir. Karalayıcı bir beyanda kişinin itibarının zedelenmesi hem ihlali hem de zararı oluşturur.

Kıta Avrupası hukuk sistemleri zararı temelde maddi ve manevi zarar olarak ikiye ayırır. Maddi zarar, mülkiyet ve para gibi malvarlığı değerlerinde meydana gelen kayıptır. Mevcut malvarlığındaki azalmanın yanı sıra fiil gerçekleşmeseydi elde edilecek kazancın kaybını da kapsar. Manevi zarar ise itibar ya da ruh sağlığı gibi malvarlığına dahil olmayan değerlerin zarar görmesidir. Malvarlığındaki azalma faturalar ya da değerlemelerle görece kolay ispatlanır, yoksun kalınan kazancın ve manevi zararın parayla ölçülmesi ise daha güçtür.

Bir diğer sınıflandırma kişisel zarar, eşya zararı ve saf ekonomik kayıp arasında yapılır. Kişisel zarar bedene ya da sağlığa verilen zararı ve bundan doğan kayıpları, eşya zararı ise bir eşyanın zarar görmesini ve bundan doğan kayıpları kapsar. Bu iki türden kaynaklanmayan bütün kayıplar saf ekonomik kayıp olarak adlandırılır. Belirleyici olan kaybın niteliği değil, kaybın hangi ihlalden doğduğudur. Bu nedenle bir kazada aracı hasar gören sürücünün gelir kaybı eşya zararına dahil edilebilir, aynı araçta yaralanmadan yolculuk eden kişinin gelir kaybı ise saf ekonomik kayıp sayılır.

Ayrımın önemi, saf ekonomik kaybın her zaman tazmin edilmemesinden kaynaklanır. Anglo-Sakson hukuk sistemleri belirli istisnalar dışında bu tür kayıpların tazminine mesafeli durur. İngiliz Lordlar Kamarası da OBG Ltd v Allan kararında hukukun saf ekonomik kayıp için sorumluluk yükleme konusunda öteden beri çekingen davrandığını belirtmiştir. Alman hukukunda saf ekonomik kayıp güvenlik yükümlülükleri (Verkehrspflichten) kapsamında tazmin edilmez, ancak kasıtlı zarar vermeyi düzenleyen BGB § 826 uyarınca tazmin edilebilir. Fransız hukukunda ise böyle katı bir sınır yoktur ve mahkemeler hukuki nedensellik şartına dayanarak uygun görmedikleri talepleri reddedebilir.

Türk hukukunda haksız fiil

Genel sorumluluk kuralı

Türk hukukunda haksız fiil sorumluluğunun genel kuralı Türk Borçlar Kanununun 49. maddesinde yer alır. Buna göre kusurlu ve hukuka aykırı bir fiille başkasına zarar veren kişi, bu zararı gidermekle yükümlüdür. Aynı madde, zarar verici fiili yasaklayan bir hukuk kuralı bulunmasa bile ahlaka aykırı bir fiille başkasına kasten zarar veren kişiyi de sorumlu tutar.

İspat yükü zarar görene aittir. Zarar gören hem zararını hem de zarar verenin kusurunu ispatlamak zorundadır. Zararın miktarı tam olarak ispatlanamıyorsa hâkim, olayların olağan akışını ve zarar görenin aldığı önlemleri göz önünde tutarak miktarı hakkaniyete uygun biçimde belirler.

Tazminatın kapsamını ve ödenme biçimini hâkim, durumun gereğini ve özellikle kusurun ağırlığını göz önüne alarak belirler. Zarar gören, zararı doğuran fiile razı olmuş, zararın doğmasında ya da artmasında etkili olmuş veya tazminat yükümlüsünün durumunu ağırlaştırmışsa hâkim tazminatı indirebilir ya da tamamen kaldırabilir. Zarara hafif kusuruyla yol açan kişi tazminatı ödediğinde yoksulluğa düşecekse ve hakkaniyet de gerektiriyorsa tazminat yine indirilebilir.

Kanun bazı zarar türlerini ayrıca sayar. Bedensel zararlar arasında özellikle tedavi giderleri, kazanç kaybı, çalışma gücünün azalmasından ya da yitirilmesinden doğan kayıplar ve ekonomik geleceğin sarsılmasından doğan kayıplar bulunur. Ölüm hâlinde uğranılan zararlar arasında ise cenaze giderleri, ölüm hemen gerçekleşmemişse tedavi giderleri ile çalışma gücü kayıpları ve ölenin desteğinden yoksun kalanların kayıpları sayılır. Hâkim, bedensel bütünlüğün zedelenmesi durumunda zarar görene, ağır bedensel zarar ya da ölüm hâlinde ise yakınlarına da manevi tazminat ödenmesine karar verebilir. Kişilik hakkı zedelenen kişi de uğradığı manevi zarar için manevi tazminat isteyebilir.

Bu madde Wikipedia yararlanılarak hazırlanmıştır (CC BY-SA 4.0).