← Ansiklopedi Hukuk terimleri

Soykırım Sözleşmesi

Soykırım Suçunun Önlenmesi ve Cezalandırılması Sözleşmesi, Birleşmiş Milletler Genel Kurulu’nun 9 Aralık 1948 tarihli ve 260 A (III) sayılı kararıyla kabul edilmiş ve 12 Ocak 1951'de yürürlüğe girmiştir. Sözleşme,…

Görüntüleme1 Yayın21.09.2026
Soykırım Sözleşmesi

Soykırım Suçunun Önlenmesi ve Cezalandırılması Sözleşmesi, Birleşmiş Milletler Genel Kurulu’nun 9 Aralık 1948 tarihli ve 260 A (III) sayılı kararıyla kabul edilmiş ve 12 Ocak 1951'de yürürlüğe girmiştir. Sözleşme, avukat Raphael Lemkin tarafından Simele Katliamı, Holokost ve Ermeni Kırımına atfedilen soykırım terimini yasal olarak tanımlamaktadır. Sözleşmeye taraf ülkeler, soykırım suçunu önlemek ve cezalandırmakla yükümlüdürler. Sözleşmeyi şu ana dek onayan ülke sayısı 140'tır.

Soykırım suçunu ifade etmek üzere gerek uluslararası öğretide gerekse uluslararası hukukun normatif metinlerinde kullanılan “genocide” terimi, ilk kez 1944 yılında Polonya asıllı hukukçu Raphael Lemkin tarafından kavramsallaştırılmıştır. Lemkin, bu terimi oluştururken Yunanca “genos” (soy, ulus) ile Latince “cide” (öldürme) kelimelerini birleştirmiş; böylece belirli bir ulusal, etnik, ırksal veya dinsel grubun, salt bu kimliğinden dolayı sistematik biçimde yok edilmesini ifade eden yeni ve özgün bir suç kategorisi ortaya koymuştur. Lemkin’in yaklaşımı, bireylere karşı işlenen münferit ağır suçlardan ziyade, kolektif varlığı hedef alan fiillerin hukuken müstakil ve niteliksel olarak daha ağır bir suç rejimi altında değerlendirilmesi gerektiği düşüncesine dayanmaktadır. Bu kavramsal çerçeve, daha sonra 1948 tarihli Soykırım Suçunun Önlenmesi ve Cezalandırılması Sözleşmesi’nin kabulüyle pozitif uluslararası hukukta karşılığını bulmuştur.

Soykırım suçunun hukuki niteliğinin belirginleşmesinde, II. Dünya Savaşı sonrasında yürütülen yargılamalar da önemli bir rol oynamıştır. Özellikle Adolf Eichmann hakkında yürütülen yargılama sürecinde, Yahudi halkına karşı işlenen fiillerin yalnızca yaygın ve sistematik saldırılar olarak değil, aynı zamanda insanlığa karşı suçların en ağır ve nitelikli biçimi olarak değerlendirilmesi dikkat çekicidir. Bu yargılamada, soykırım teşkil eden eylemlerin, insanlığın ortak vicdanını hedef alan ve uluslararası toplumun bütününü ilgilendiren suçlar olduğu vurgulanmıştır. Böylece soykırım, insanlığa karşı suçlar kategorisi içinde özel bir ağırlığa sahip olmakla birlikte, korunan hukuki değerin kolektif nitelikte olması nedeniyle kendine özgü bir konum kazanmıştır.

Lemkin’in teorik katkıları ile savaş sonrası yargılamaların ortaya koyduğu içtihadi yaklaşımlar, soykırım suçunun uluslararası ceza hukukunda hem kavramsal hem de normatif düzeyde en ağır suç tiplerinden biri olarak kabul edilmesinin temelini oluşturmuştur.

Soykırım tanımı

Sözleşmenin 2. maddesi, soykırımı şöyle tanımlamaktadır:

Ulusal, etnik, ırksal ya da dinsel bir öbeğin tümünü ya da bir bölümünü yok etme niyetiyle

(a) Öbek üyelerinin öldürülmesi;

(b) Öbek üyelerine fiziki ya da ruhsal açıdan zarar verilmesi;

(c) Öbeğin, fiziki varlığını tümüyle ya da kısmen sona erdirecek yaşam koşullarıyla yüz yüze bırakılması;

(d) Öbek içi çoğalmanın engellenmesi;

(e) Öbek bünyesindeki çocukların başka bir öbeğe aktarılması

eylemlerinden herhangi birinin işlenmesi

— Soykırım Suçunun Önlenmesi ve Cezalandırılması Sözleşmesi, Madde 2

Sözleşmenin 3. maddesi ise cezalandırılacak eylemleri sıralamaktadır.

(a) Soykırım;

(b) Soykırım yapmak için gizli anlaşmalar yapmak;

(c) Soykırımda bulunulmasını doğrudan ya da dolaylı olarak kışkırtmak;

(d) Soykırıma teşebbüs;

(e) Soykırım eylemine ortak olmak

— Soykırım Suçunun Önlenmesi ve Cezalandırılması Sözleşmesi, Madde 3

Sözleşmenin temel amacı, Nazi Almanyası tarafından II. Dünya Savaşı sırasında uygulanan soykırım gibi eylemlerin önlenmesidir. Sözleşmenin ilk taslağı politik cinayetleri de içermekteydi ancak SSCB ve birkaç ülke, politik görüşleri ve toplumsal duruşları birbirine yakın öbeklere karşı düzenlenen eylemlerin soykırım suçu kapsamına girmeyeceğini savunmuşlardır. Bu koşul, varılan uzlaşmanın ardından taslaktan çıkarılmıştır.

Taraflar

Bahreyn, Bangladeş, Amerika Birleşik Devletleri, Filipinler, Hindistan, Malezya, Singapur, Vietnam, Yemen ve Yugoslavya; sözleşmeye, soykırım soruşturmalarına kendi ülkelerinin izni olmaksızın konu olmalarını engelleyen bir ek koşul koymuşlardır.

İhlaller

Ruanda

1948 tarihli yasanın uygulandığı ilk durum, Ruanda'nın küçük bir kasabasının eski belediye başkanı olan Jean-Paul Akayesu'nun 2 Eylül 1998'de Ruanda Uluslararası Ceza Mahkemesi'ne çıkarılması ve soykırımla suçlanmasıdır. Başsavcılığını Pierre-Richard Prosper'ın üstlendiği dava, Jean Kambanda'yı Ruanda geçici hükûmetinin başına getirmiştir.

Yugoslavya

Soykırım Sözleşmesi'ni ihlal eden ilk ülke Sırbistan olmuştur. Uluslararası Adalet Divanı 26 Şubat 2007 tarihli kararında (Bosna Hersek - Sırbistan ve Karadağ davasında) Sırbistan'ın Bosna savaşı sırasında soykırım eyleminde bulunmadığına hükmetmiş ancak Belgrad'ı 1995 Srebrenitsa Katliamı'na engel olamamakla suçlamıştır. Karar, soykırım suçlularının Eski Yugoslavya Uluslararası Ceza Mahkemesi'ne teslim edilmemiş olduklarına özellikle dikkat çekmiştir.

Komut yükümlülüğü

İnsan hakları istismarı

Uluslararası hukuk

Savaş suçları

Bibliyografya

Henham, Ralph J.; Chalfont, Paul; Behrens, Paul (2007). Soykırım Ceza Hukuku: Uluslararası, Karşılaştırmalı ve Kavramsal Bakış Açıları, Ashgate Publishing, Ltd., ISBN 0-7546-4898-2, 9780754648987 sf. 9817 Mart 2012 tarihinde Wayback Machine sitesinde arşivlendi.

Bu madde Wikipedia yararlanılarak hazırlanmıştır (CC BY-SA 4.0).